Bu Blogda Ara

Merhaba:)

Ziyaretiniz için teşekkür ederim !

Obrigada pela visita !
Thank you for your visit !
Gracias por su visita !
Merci pour votre visite !
Grazie per la vostra visita !
Спасибо за Ваш визит !
Danke für Ihren Besuch !

Selam Aleykum!

Ευχαριστίες για την επίσκεψη !

訪問いただきありがとうございます !


İzleyiciler

Facebook a son eklediklerim. Beklerim:=))

31 Mart 2011 Perşembe

Dostoyevski’nin ilk romanı İnsancıklar ve ilk mektup arkadaşım Murat


Kitap fakir bir devlet memuru olan Makar Alekseyevich ile uzaktan akrabası olan Varvara Alekseyevna arsındaki ilişkiyi konu alır. Mektup şeklinde yazılan bu kitap aslında klasik bir ifade ile dönemin Rusyasının aynasıdır. İnsanların nasıl ekonomik sorunlar yaşadığını, bunları nasıl karşıladıklarını ve bu sıkıntılar içinde birbirleri ile olan dayanışma ve yardımlaşmaları konu alır. Aslında hikayede gizlenmiş bir aşk hikayesi de vardır. Makar ve Varvara sürekli birbirleri ile mektuplaşır, birbirlerine destek olurlar.


Dostoyevski’nin ilk romanı İnsancıklar (1846) ilk Rus toplumsal romanı sayılır. Dostoyevski “İnsancıklar”da, sıradan, yoksul, çaresiz insanların hayatını anlatır. Henüz gözlemlerini yansıtma aşamasındadır Dostovyevski. Romanın ana teması diğer Dostoyevski romanlarında olduğu gibi “acıma” dır.
İnsancıklar, mektup-roman tarzında kaleme alınmış kısa ve toplumsal içerikli bir romandır. Dostoyevski’nin acıma duygusu daha bu ilk eserinde bile belirgindir. Roman, yaşlı bir katibin küçük bir kıza olan aşkını ve bu kıza karşı gösterdiği saygınlık çabalarını konu alır. İnsancıklar Dostoyevski’nin ilk yapıtı olmasına rağmen en önemli romanlarından biri sayılır.”
İnsancıklar’ın mekanı, pek çok Dostoyevski öyküsünde olduğu gibi yine Petersburg. Büyük ustanın, o güçlü üslubuyla anlattığı; sıradan, pek fazla dikkat çekici olmayan, fakir insanların dostluk ve sevginin öyküsü.

Bir kitap olsam, okumaya değerliliğimi belirleyecek olanı, toplum olarak mı seçerdim?


Okumaya değer bir kitap olarak gördüğüm kişi, ya da kişileremi vermek isterdim bu haddi?
İki seçenek, sıradan gibi görünen iki yanıt.


Evet
ve
Hayır


Her ikisininde beni iten ya da çekimserlik göstermeme neden ve istem olgu sebepleri olmalı.
Anlaşılma ya da anlaşılamama korkularından uzak kalabilmeliyim.


Kendi hayatınızın kahramanı olmak ile, bir çok hayatın kahramanı olmak arasinda ki o ince çizgiyi atlatacak sebep, sizce ne olma lı?
Realite de sizin o kitapta ki kahramanlardan biri olduğunuzun dahi bilinmesine gerek yokken, bunu bilen kişi olmak, sizin hayatınızın kahramanı olan asıl sizi nasıl etkiler di?
Dostoyevski’nin yaptığı ve başardığı, o mektup arkadaşlığında ki diğer kişi olmayı ister miydiniz?
Herşeyden arınıp tek bir kişiyle mektuplaşırken, günün birinde tüm bunları belki de milyonlar ile paylaşılma ihtimali siz de hangi ruh haline neden olur du?


Mektuplaşmak!

Tüm bu suallerimin yanıtları hep sen de olacak, Hakkari'li Murat... Ve biliyorum ki bazen hiç bir yanıt alamamakta bir yanıttır aslında... Sen şimdi ne "EVET" diyorsun, ne "HAYIR" ve ben seni yaz(ş)ıyorum, yazarken, tüm yanıtlardan sıyrılmış...

"Vaktidir"

Ne güzel duyguydu hiç bir sınırı olmayan, sihirli kelamları, ona sunmak.


İlkokulda Ankara'da mektup okulu olarak Hakkari'deki bir okul seçilmiş ve bana da benden iki yaş büyük olan Murat çıkmıştı çekilen kura da.


Murat'ın yazıları hep eğik olurdu, genel de çizgisiz kağıdın başından başlar ve gitgide eğim kazanırdı satırlar. :)


İlk yazmak zorunda olduğu için yazdıklarını aştığında ve ben gerçek Murat'ı tanımaya başladığımda, onun hayal dünyasına hayran kalmıştım.
Yedi çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğuydu Murat.
Saatlerce yürümek zorunda kaldığı okul yolunda ki güzellikleri yazardı bol bol, çünkü güzel bakardı hayata Murat.
Köy yaşamına hayran bırakırdı beni ve annem sıcak ekmek yaptı, yine seni andık sofra da cadı, derdi ara da.
Birbirimizi öyle iyi tanıyorduk ki artık,  realite de görmüş olmanın, neye benzediğimizin, hiç bir önemi yoktu, benim boyca ondan uzun olmam dışında.
Babası hastaydı ve bir gün ilkokul bittiğinde, ondan işe girmesini, okulu bırakmasını istemesi olasılığına taksa da kafayı, ne olursa okuyacağım ve mühendis olacağım göreceksin ve bir gün sen buraya geleceksin, istersen seni o çeşmeyede götüreceğim, dediği son mektubundan evvel, ona bir sürpriz yapmıştım. Bu üçüncüydü, okuyup beni çok etkileyen kitapları sonra ona gönderiyordum.


O da okuyup bana düşüncelerini yazardı.
Son mektubundan evvel ona gönderdiğim kitap. Dostoyevski’nin ilk romanı İnsancıklardı. Biz de yazdıklarımızı belki kitap yaparız, ben hiç bir mektubunu atmadım, atmam, sen de atma emi, demisti son mektubunda.Bir daha mektup gelmedi Murat'tan, yazmaktan vazgeçmedim. Dört mektuptan sonra yazdıklarım ise geri geldi. 
"Emi" tembihini en güzel anlatan kişiydi Murat.
Dilediğinde hayalinde nehirden süt akıtırdı ve Afrika'lı çocukları sevindirdik gördün mü? derdi. Okul yolunda ki koca kayaları düşmanları yapar, sonra kendisi  Don Quichotte, olur ve düşmanı yendik Sancho Panza, hadi gidelim, bir sonra ki mektupta Dulcinee du Toboso'yu kurtaralım, hikayeyi sen bul derdi.

Anneannemden sonra hikayeleri en güzel anlatan, hatta yazan kişiydi Murat. 
Ne mühendisi olacak sın? Belki de yazar olursun, ya da yazar mühendis, diye yazdığımda ona. Çok güldüm mektubuna, öyle bir şey (meslek) yok ki akıllım, yazmıştı. :))

Bir daha haber alamadım Murat'tan, oysa ne olursa olsun, o bana yazardı. Diğer arkadaşlarım çoktan bırakmışlardı yazmayı. Üzüntümü paylaştığımda.
Off zaten çok çocukcaydı, boşver, demişlerdi,(ki çocuktuk o vakit, hala biz ). Ama boş veremiyordum işte, Murat başkaydı, sadece yazmak için yazmıyor, yazarken yaşıyor ve asla aynı satırı düz bitiremiyordu ve ben bu halini seviyordum.

Dostoyevski’nin romanı İnsancıkları ilk Murat'la okumuştum. Yıllar sonra okuduğumda yine her sayfasında o vardı.


Ve dün, dün o kitabi yeniden elime almama neden olan güç!


İçinizden biri söylesin ne olur, bir kitabın kişiye hükmü kaç defa dır?


Ve sen Hakkari'li Murat, umarım hayallerin, hedeflerin olmuştur ve sen o hedeflerine ulaşmış bir yaşamın huzurlu gölgesindesindir şimdi.


Yazar Mühendise
Sevgimle.

Elif Turna Türk.

ANKARANIN Ötesinde.
30.Mart.2011 Avusturya





SÜBYANCILIK ( PEDOFILI) TEHLİKESİ

27 Mart 2011, itibari ile gazetelerini açanlar, üç çocuğun hurharca katli ile karşılaştılar...

Olaydan başlı başına ayrıntılı detaylar sunmayacağım. Benim yapmak istediğim şey, sanığın ruh haline değinmek, toplumda ki büyük tehlikeden bahsetmek olacak...

Uzmanların sanığın  "sübyancılık" (pedofili) olduğunun saptanmasının ardından, tutklamanın gerçekleştiğini açıkladılar... 

"ingilizcesi pedophile'dir " ve hard candy, adlı filmdede etkileyici bir şekilde işlenmiş bir konudur.

Son yıllarda katolik rahiplerininde haber sayfalarında fazla yer almalarına ve çocuk pornografisinin hızla büyümesine neden olan bu rahatsızlık, hiç te masum değil!

Şu gün itibari ile toplumun ve toplumların;

CİNSEL SAPKINLIKLAR: (PARAFİLİLER) FETİŞİZM - RÖNTGENCİLİK - TEŞHİRCİLİK - SADİZM - MAZOŞİZM - PEDOFİLİ, 
hakkında ciddi bir blinçlenmeye ihtiyacı bulunmaktadır...

Bu rahatsızlık(lar) adına bilgi edinmek isteyenler için aşağıdaki linki veriyorum.

http://www.tavsiyeediyorum.com/makale_3859.htm

Sevgili canlar, unutmayalım ki bir bağ'da her daim haşare bulunabilir, lakin o haşareler tespit edilip, bağ'dan uzaklaştılmadan, ya da imha edilmeden, tüm hasatı yok edebilirler...!

Toplumlarda içlerinde barındırdıkları zararların bilincinde olmalıdırlar ve farkında yaşamaya azmetmelidirler ki, gelecek ve o an ki toplum, zay olmasın. 

Bu da ancak ve katiyen, farkındalık ile mümkün olacaktır...!

Sizlere şüphelerin gölgesinde, korkular ile kendinizi ve sevdiklerinizi kalın duvarların ardına hapsedin demiyorum... Sizlerden toplumsal görevlerinizin bilincinde, farkindalıği esas alan bir yaşam rica ediyorum.


-ÇocukGelin-

kim zorladı, seni kadın ol maya?
daha çocuksun sen oysa...!
aç kapıyı hadi, aç kork ma.
bak sensiz üşümüş çocukluğun kapı da...


Çocuksun sen daha çocuk!
koş oyna terle yorul.
kir pas içinde bir köşe de kıvrıl.
sıyrıl be çocuk gelin sıyrıl
sana ağır bu kadınlıktan sıyrıl! 



sensiz korkmuş, ağlıyor çocukluğun,
onca boyanın altında gizli masumluğun.
bu yaşta ağır sana kadınlık gururun
hele bir bak, daha kaç yıl önceydi ki doğumun?



bilirim 
kelamın bittiği yerdesin şimdi.
ana-baba -ata -dede, kör sağır!
namusun yükü, minik omuza ağır... 
aşağı bak/ma çocuk, korkarsın belki,
atlaşan ölür,
atlamasan sürünür...



uykusunda geç, bütün deli rüzgarları
yükle minik yüreğe, en pembe umutları.
durma saç her yana, saç oyuncak dolu sandıkları.
ummalı gizler büyüt için de çocuk, yeşil mavi sarı...


unutma 
çocuk gelin 
istemeden asla olma elin.

oyuncaklarını çaldır ama,
çocukluğunu asla!! 

8/28/2008 /tarihli şiirim/_________________________________

Farkındalığı, bilinci ve özgüveni bol, güneşli günler diliyorum...

Saygılarımla.

Elif Turna Türk
27 Mart 2011-Avusturya